21/1/2008 - ÖĞRENDİKKİ |
Öğrendik ki.... Bir tek insanın bize ''iyi ki varsın'' demesi, varolduğumuz için mutlu olmamızı sağlar....
Öğrendik ki.... Kibar olmak, haklı olmaktan daha önemlidir.
Öğrendik ki.... Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasada hepimiz çılgınlıklarımızı paylaşacak birini arıyoruz....
Öğrendik ki.... Bazen tek ihtiyacımız olan bir el ve bizi anlayacak bir yürektir.....
Öğrendik ki.... Parayla ''klas insan'' olunmuyor....
Öğrendik ki.... Gün içinde başımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir mutluluğa dönüşüyor....
Öğrendik ki.... İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğini kaybetmiyor....
Öğrendik ki.... Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar vermesini sağlamaktır....
Öğrendik ki.... Her yarayı saran zaman değil sevgidir....
Öğrendik ki.... Çabuk olgunlaşmak için zeki insanlardan çevre edinmek gerekir.....
Öğrendik ki... Karşılaştığımız herkes bir gülüşümüzü hak eder.....
Öğrendik ki.... Hiç kimse mükemmel değildir....
Öğrendik ki.... Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz....
Öğrendik ki.... Gülümsemek, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava yoludur....
Öğrendik ki.... Hepimiz zirvede olmak istesek de asıl keyif oraya tırmanırken yaşadıklarımızdır....
Öğrendik ki.... Zamanımız ne kadar azsa yapacak işler o kadar çoktur....
Öğrendik ki.... BİRİNİ NE KADAR ÇOK SEVERSEK HAYAT ONU BİZDEN O KADAR ÇABUK ALIYOR.....
CAN DÜNDAR

|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
20/7/2007 - sevgili arkadaşım sibelgöllü beni takıntılarım konusunda sobelem |
1 valla başta kilo takıntım var ,doğumdan sonra aldığım kilolarla başım dertte.Arkadaşlarım ve eşim bu konuyu kendime takıntı yaptım diye çok kızıyo ama vermeye başladım ,hadi hayırlısı.
2 evi temizlerim ,temizlerim bir türlü temiz gelmez bana (eşim kendini yoruyorsun evin tertemiz sen takmışsın der )
3giydiğim şeylerin birbirine uygun olması lazım.uymadımı çıkarır başkasını denerim
4yolda giderken gözümün değdiği her yazıyı okumak(buda başımı ağrıtır aslında
vs vs vs svs
teşekkürler canım
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
30/3/2007 - mutluluğun sırrı |
> >>*KÜÇÜK KIZ > >>* > >>*Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. > >>Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli > >>dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü > >>temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına > >>dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok > >>sıkkındı, bir de sinirlenmişti. > >>Alaycı bir ses tonuyla : > >>- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu. > >>- Hayır çikolata parası lazım! > >>Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali > >>de başka oluyor diye düşündü. > >>- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz? > >>- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da > >>bulamadıysak aç yatarız. > >>Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı. > >>- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız? > >>- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim. > >>- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stend upçı mısın? > >>- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata > >>götürmek istiyorum. > >>- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla. > >>- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona > >>bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata > >>götürdüm. Çikolatayı çok sever. > >>Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga > >>etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile > >>kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı . Oysa eskiden > >>denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. > >>Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey > >>onu rahatlatmıyordu. > >>Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek > >>mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü. > >>- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi? > >>Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından > >>başka bir şey çıkmadı. > >>- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. > >>Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım. > >>Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi. > >>- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. > >>Adam çekingen çekingen oturdu yanına. > >>- Yok mu eşin dostun, borç alacak akraban? > >>- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını > >>doyururlar. > >>- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ? > >>- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim. > >>- Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en > >>fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun. > >>- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı. > >>- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa > >>sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin. > >>- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem. > >>- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık > >>evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga > >>ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, > >>işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin > >>yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden? > >>- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. > >>Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan > >>daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? > >>Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey > >>olan. > >>- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet > >>ediyor. > >>Bir de fakir olsam kim bilir ne olur? > >>- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç > >>anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit > >>yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu > >>bildiğinde ancak mutlu olur. > >>- Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ? > >>- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne > >>kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor. > >>- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir? > >>- Küçük kızı severek. > >>- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ? > >>- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız > >>vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da > >>o > >>kadar mutlu edersin. > >>- Nasıl yani ? > >>- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep > >>beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. > >>Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep > >>prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak > >>isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz > >>küçük kızlar. Öyle değil mi? > >>- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma > >>sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini > >>değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye > >>sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi > >>olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim. > >>- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki > >>karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak > >>ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona > >>"bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay > >>yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz. > >>- Hiç kavga etmez misiniz siz? > >>- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın > >>tadı > >> > >>ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için > >>uğraşmak ayrı bir keyif verir bana. > >>- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda. > >>- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En > >>ciddi ya da en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeterki sen > >>o > >>tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla > >>aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla > >>bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok > >>narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak > >>dokunuşları severler. > >>- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. > >>Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum. > >>- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. > >>Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde > >>karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek > >>için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu > >>olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. > >>Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne > >>kadar mutlu olabilirsin. > >>- Haklısında ben de bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum. > >>- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar > >>para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar > >>hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama > >>hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan > >>hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük > >>kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. > >>Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk > >>sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama > >>hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler > >>giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım > >>bedenini > >>ve mutlu ettim onu. > >>Adam ayağa kalktı. > >>- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sen de git evine küçük > >>kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur. > >>- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı. > >>- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum. > >>Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi. > >>- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi. > >>Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin > >>mutluluğuyla, bin > >>bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki > >>manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı. > >>Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su > >>içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp > >>yıkadı., > >>sonra eşinin önüne koydu. > >> Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi. > >>inci hiç konuşmadı. > >>- Sorsana "niye" diye. > >>İnci kızgın kızgın: > >>- Niye? Diye sordu. > >>- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet > >>ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi > >>yumuşamıştı. > >>- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım. > >>- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi > >>meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir > >>şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım" > >>Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü > >>alamazsın. > >>- Özür dilerim seni kırdığım için. > >>Sonra Bülent yere diz çöktü. > >>- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven > >>bu adamı senden mahrum etme. > >>- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. > >>İnci kıkır kıkır gülmeye başladı. > >>- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, > >>dedi. > >>Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük > >>kızı gördü . > >>Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü. > >>* > >> > >>--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ > >> *** CüMBüRCeMaaT
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
23/3/2007 - mutlaka okuyun arkadaşlar |
SAĞLIĞIN SIRLARI 1-Suyu seviniz. Güne iki bardak su içerek başlayıp, gün boyunca 2- 2,5 litre su tüketmeye çalışınız.
2-Her sebze ve meyveyi mevsiminde en az iki defa tüketiniz. Doğanın tamamını kullanmış sayılırsınız.
3-Çocuklar için sütü, büyükler için de özellikle yoğurdu her gün sofranızdan eksik etmeyiniz. Yaşamın sırlarından biri olan probiyotikleri bünyenize almış olursunuz. 4-Hasta olmasanız bile, şifalı otları/bitkileri kullanarak vücut direncinizi (immün sistemi) kuvvetli tutunuz. 5-Evinizde kurutulmuş nane, ıhlamur, adaçayı, kekik,kuşburnu, fesleğen, keten tohumu, zencefil, çörekotu, günlük, yeşil çay ile soğan ve sarımsağı her zaman bulundurunuz. Her gün bunlardan en az birini kullanmaya çalışınız ki bunlar vücudunuzun koruyucu şövalyeleridir. 6-Sarımsak, soğan, tere, maydanoz, nane, dereotu, roka, fesleğen türü yeşillikleri fazla tüketiniz. Bunlar vücudunuzun yakın korumalarıdır. 7-Salatanızı mümkün olduğu kadar çok çeşitten oluşturunuz. 8-Hazır çorbalar yerine kendi yaptığınız çorbaları tercih ediniz. Gıdanın en doğalını elde etmiş olursunuz. 9-Kış için ev yapımı domates salçasını tercih ediniz. Domates tanrının bize armağanı harika bir antioksidandır. 10-Katkı maddeleri içeren gıdaları, mevsim dışı sebze ve meyveleri fazla tüketmeyiniz. Bünyenizi fazla dinamitlememiş olursunuz. 11-Yılda dört kez, on beş gün hiç et tüketilmemesi yararlıdır. 12-Günlük 3-4 adet badem, ceviz ve fındık almanız sizi her daim kuvvetli kılar. 13-Haftada en az 2 kez bakliyat ve balık tüketmeğe çalışınız. 14-Sıcak yemekler için toprak, çelik ve cam kapları tercih ediniz. 15-Kış aylarında tulum peyniri, portakal, limon, greyfurt, mandalina ve kuşburnu tüketimini artırınız. 16-Kışın dışarıda işleriniz yoğun ise; güne pekmez içerek başlayınız.Bu uygulama vücudunuzun antifrizidir. 17-Zihinsel çalışıyorsanız kuru üzüm yiyiniz. Beyniniz enerjisiz kalmasın. 18-Ekmek tercihinizi kepekliden yana kullanınız. Bağırsaklar kepekli tam posalarla tanışsın. 19-Her sabah 20 dakika derin nefes alıp verme çalışması yapılması, her nefes alımlarında 4-5 saniye nefesin içimizde tutulması çok yararlıdır. Doğru nefes aldığın kadar hafiflersin. 20-Sabahları ofis ve evinizi 5 dakika tam havalandırarak maksimum düzeyde oksijen, günlük 30 dakika tempolu yürümekle de tüm organlarınızı kazanırsınız. 21-Gülmeyi hiç ertelemeyiniz. Ruhunuzun en iyi ilaçlarındandır. 22-Gece uyku ortamının karanlık olması, yorgunluk durumlarında ise öğleyin kısa süreli uykular iyidir. Vücudumuzdaki pek çok restorasyon işlemi gece, kısa süreli uykularda da günlük tamiratlar yapılmaktadır. 23-Fırsat buldukça toprağa çıplak ayakla basınız. Tüm olumsuzluklarınız toprağa geçer. 24-Her gün 5 dakika gözlerinizi kapatıp hiçbir şey düşünmemeyi öğreniniz. Bu sizin yeniden doğumunuz gibidir. 25-Yaşamınız boyunca, vücudunuzu çok kötü üşütmemeye çalışınız. 26-Kahvaltı masanızda balı her daim bulundurunuz. Bin bir çiçeğin özütüdür. 27-Yağ tercihinizi genelde zeytinyağından tarafa kullanınız. Vücudunuz hep bunu bekler. 28-Kahvaltının mutlaka tam yapılması, öğle öğününün orta, akşam öğününün de hafif alınması her daim iyidir. 29-Tuz ve şekeri bünyenize ölçülü alınız. Bunların azı karar fazlası hep zarardır. 30-Margarinleri fazla kullanmamak cildinize, kalbinize ve damarlarınıza verdiğiniz en büyük ödüldür. 31-Günlük bir elma ve bir havucun bünyenizde harikalar yarattığını unutmayınız |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
30/1/2007 - nereden nereye ingiltere |
> > nereden nereye......... > > Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden Ingiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün. > > 1500'lerde Ingiltere'de işler şöyle yapılıyordu : > > Insanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu. > > Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. > > Ingilizce'deki "banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın" (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir. > > Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. > > Ingilizce'deki "kedi-köpek yağıyor" (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir. > > Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan Ingiliz usulü yataklar buradan gelmektedir. > > Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. > > Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığ ı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam > > ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "esik") idi. > > Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. "Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük" (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. > > Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. E ve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna "yağ çiğnemek" (chew the fat) adı veriliyordu. > > Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kursunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. > > Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu. > > Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. Işçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. > > Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu. > > Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı > > yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. > > Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti > > "graveyard shift") denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu. > > Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye…
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
17/12/2006 - güzel ülkemin yozlaşma çabaları |
Cinsel... >> >>Seçme yaşına gelmeden, babası yaşında adamlarla evlendiriyorlar >>kızları... >>Adı üstünde "reşit değil." >>Ehliyet vermiyorsun... >>Trafiğe sokmuyorsun... >>Ama gerdeğe sokuyorsun. >>Beşikten sözlü. >>İlkokulda nişanlı. >>30 yaşında torun sahibi olan var. >>14'ünde evlen, 15'inde doğur... >>Doğurduğunu 14'ünde evlendirsinler... >>15'inde doğursun. >>Al sana, 30'unda anneanne. >>45'inde nine. >> >>Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna >>alan >>sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede. >> >>Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel >>suçlarda >>dünya birincisi olur?" >>Ya nerede olacaktı? >> >>Elalemin "suç" saydığı... >>Bizde olmuş "örf, adet." >>Bu insanlık ayıbıyla mücadele etmeden, çocuklara karşı işlenen >>cinsel >>suçlarla mücadele edemez Türkiye. >>Çünkü sorun, adli değil. >>Ahlaki. >> >>Açın gazeteleri, televizyonları... >>İki tane viagra atıp, evini terkeden andropozlular, kahraman. >>Kocasını aldatan, kocasını aldattığı adamı da bıyıkları terlememiş >>oğlanla >>aldatan, devrimci. >>"Yılın annesi" aynı zamanda. >>Saçını Mohikan tarzında kestiren ve böğürme performansıyla normalde >>"heyete >>girmesi" gereken bir arkadaşa, "üste para veriyorlar" stüdyoya >>girsin diye. >>Kaynana ev almış, röportaj için. >>"Şehit anası" ilan etmişti kendini. >>İşi psikopata bağlayıp, suratında bardak kırma tarifesi, bin dolar. >>Hasta çocuğunun ameliyatı için patrona verme tarifesi, 150 bin >>dolar. >>Nakit. >>Öğretmen, dansöz olmaya çalışıyor. >>En çok "esemes" alan, gelin oluyor. >>Kulağını kafasına yapıştıran, kıymete bindi, zam yaptılar. >>Pantolon indiren transfer patlattı. >>Pezolar jüri. >> >>Kıç, baş olmuş kardeşim... >>Baş da kıç. >>Sorun, adli değil. >>Köküne dinamit koyuyorlar milletin. >> >>YILMAZ ÖZDİL(sabah _22'11'2006)
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
24/11/2006 - herice com dan |
Elbiseleriniz çıkarıp her yere atıyorsanız...
AMERİKALI psikoterapi uzmanı Dr. Jane Greer, soyunma biçimiyle insanın kişiliği arasında çok güçlü bir bağ bulunduğunu belirtti. Dr. Greer, insanların "altı ayrı biçimde" elbise çıkardıklarını belirterek şunaları söyledi:
1- DOST CANLISI Elbiseleriniz çıkarıp her yere atıyorsanız "dost canlısı"birisiniz. Başkaları sizin dağınık ve pasaklı olduğunuzu düşünebilir.Ama gerçekte, başkalarına fazla aldırmama yolunu tercih ediyorsunuz.
2- GÜVENİLİR BİRİ Giysilerinizi çıkarıp hemen derli toplu olarak yerlerine koyuyorsunuz.Çıkardığınız her şeyin konacağı bir yer var. Bu tür insanlar,yaşamın sorunlarını çözmenin en iyi yolunun "hiç sorun yaratmamak"olduğunu düşünüyorlar. Güvenilir birisiniz ve çevreye dikkat vermeyi biliyorsunuz.
3-DERİN DÜŞÜNEN Gömleğinizi çıkardınız ve bir süre yarı çıplak evde dolaşıyorsunuz. Pantolon çıkarmanız 10 ya da 15 dakika sonra geliyor.Zaman sizin için çok fazla önemli değil. Boş zamanları ve derin konuları düşünmeyi seviyorsunuz. Ama aceleye gelemiyorsunuz.
4-TUTKULU VE NEŞELİ Giysilerinizi "süper bir hızla" çıkarıyorsunuz. Bu tür insanlar, genelde stresli oluyor. Ancak aynı kişiler tutkulu ve neşeli de olabiliyor.
5- ROMANTİKLER Saatinizi, kolyenizi ve bileziğinizi her şeyden önce çıkarıyorsunuz. Duygu yüklüsünüz, romantiksiniz, düşüncelisiniz ve iyi arkadaşlıklar kurabiliyorsunuz.
6- MACERACILAR Elbise çıkarırken belli bir rutini izlemiyorsunuz. Ya da her gün farklı bir yöntemidenemekten hoşlanıyorsunuz. Bu kişiler "oldukça maceracı" ve risk alabiliyorlar.Sosyal ortamlara iyi uyum sağlıyorlar,farklı aktivitelerden zevk duyuyrolar. |
| • 5 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/11/2006 - Evliliğin düşmanları (HERİCE COM DAN)(YARARLI!!!!) |
Eleştiri "Sen hep böylesin. Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin. Hep bağırıyorsun. Beceriksizsin. Filanın eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım." Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir.
Genelleme "Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekAklını okumak Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. "Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum." Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.
İşi yokuşa sürmek Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.
Geçmişi hatırlatmak Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.
Hep haklı olmak Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın. Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor." Bu tarz kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdürle başlayın Sorumluluk Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor.
Mantıksal yaklaşım "Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et." Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar. Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.
Sözünü kesmek İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir.
Terapist yaklaşımı Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır |
| • 5 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
8/11/2006 - ARKADAŞLAR MAİLLİME GELEN BİR YAZIYI SİZİNLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.Ç |
Günümüzün "ergen dünyası"nı, bu dünyada >>geçerli olan "ergen kültürü" nü anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak "günümüz >>ergenleri" ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır. >> >>Yeni ergen kültürünün özellikleri içerisindeki "hedef seçememe", "geleceği planlayamama" "sorumluluk almak istememe", >>"kendini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma", "çaba harcamadan elde etmek >>isteme" gibi özellikleri nasıl >>açıklayacağız?
>> >>En önemli etkenler arasında "sahip olma, elde etme ve kullanma" ile bunları >>yapabilmek için "çalışmak ve kazanmak gereği" arasındaki bağı kopartan "tüketim toplumu ideolojisi"dir. >> >>Bu ideoloji, henüz çalışmayan ve kazanmayan gençlere kredi kartı vermekte cep telefonları olmasını normal >>olduğunu söylemekte, otomobil kullanarak >>özgürleşmeyi önermektedir. >> >>Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek >>yerine bütün bunları >>sağlamanın anne babanın görevi olduğunu >>düşünmekte, bunların "kendi hakları" olduğunu öne sürmektedirler. >> >>Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de "tüketim toplumunun ideolojisi" ile >>buluşmaktadır. >> >>"çocukların aşırı >>korunmasının ailenin görevi" olduğuna >>inanan yaygın tutum >>ile "çocuklarla gurur duyma isteği". Bu iki özellik de, çocukların "yaşam standartları"na ailelerin -kimi zaman ekonomilerinin üstüne de çıksa- destek >>vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır. >> >>Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz: >>- Biz (ya da ben) çocuklarımız için >>yaşıyoruz. - Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz. >>- Biz çok sıkıntı çektik, >>onların bu sıkıntıları >>çekmesini istemiyoruz. >>- İlerde hayatın birçok haliyle >>karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar. - Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun. >>- Biz gençliğimizi yaşamadık, bari onlar doya >>doya yaşasınlar. >>- Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor. >>- Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum. >>- Hiç sıkıntıya gelmiyorlar, >>istedikleri hemen olsun istiyorlar. >>- Her istediklerini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile. - Çok iyi çocuktur ama arkadaşlarına uyuyor. - Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense >>inanır. >>- Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum. >> >>Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır. Bu sözlerin >>oluşturduğu >>merdiven basamak basamak çıkılmaktadır. Sonuçta erişilen yer >>de hiç >>kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir >>yer olmaktadır. >> >>Neden? >>Çocuklarımızı >>hayatımızın ortağı değil, >>refahımızın ortağı yapıyoruz da >>ondan. >> >>Neden "hayatlarınızı >>çocuklarınıza adıyorsunuz?". Neden çocuklarınız için >>yaşıyorsunuz? >> >>Neden çocuklarınıza istemedikleri şeyleri vermek için bunca çaba harcıyorsunuz? >>Neden çocuklarınıza hak etmedikleri >>şeyleri elde etmeleri için yükümlülük duyuyorsunuz? >> >> >>Neden çocuklarınıza sorumluluk >>vermiyorsunuz? Şimdi almıyorlar çünkü sorumluluk vermekte çok geç kaldınız. >> >>Neden çocuklarımızı >>yaptıkları yanlışların sonuçlarıyla >>karşılaştırmıyorsunuz? Bu durumda >>çocuklar ve gençler "ailelerin onları her koşulda koruyacaklarını" biliyor. >> >> >>Çocuklar ve gençler kendileri hiçbir şey yapmasalar da ailelerin onlar için >>her şeyi yapacaklarını öğreniyor. >> >>Çocuklar ve gençler geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına güveniyor. >> >> >>Onun için de kendine güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereği duymuyor. Yapılması >>gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa sonuçlara neden şaşmalı? ERDAL ATABEK (HAYATIN OTAĞI OLMAK) |
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
21/9/2006 - ağlanacak halimize gülmek |
>>> >>Türklerden guinesslik ölümler >>> > >> >>> > >>1.Balkona 50 kişinin çıkması sonucu meydana gelen toplu >>> > >>ölüm.(dudullu'da bir köy nişanı töreninde) >>> > >>> > >>2.TEM'de seyreden araçtaki 5 kişinin radyoda oynak şarkı çalınca aracı sağa çekerek otoyolda göbek atmaya başlaması ve 3'ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölümü.(adapazarı-hendek) >>> > >> >>> > >>> >3.Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısındaki taşı çıkarmak için ayağını >>> > >>silkeleyen kişiyi elektrik çarptığını sanan bir başkasının akımdan kurtarmak amacıyla kafasına kürekle vurup öldürmesi.(rize-tunca köyü) >>> > >> >>> > >>> >4.Midesine sinek kaçan bir kişinin sineği öldürmek için odaya sıkar gibi >>> > >>ağzına sheltox isimli >>> >ilacı >>> > >>sıkması ve sinekten >>> > >>beter ölümü.(istanbul-sultanbeyli) >>> > >> >>> > >>> >5.mühendisin kontrol için geminin buhar kazanına girdiği sırada bundan >>> > >>habersiz bir gemi personelinin kapağı kapatması ve geminin sefere çıkmasıyla mühendisin ölümü.(kocaeli) >>> > >> >>> > >>> >6.aynı işyerinde biri gündüz biri gece vardiyasında çalışan baba-oğulun >>> > >>motorsikletle eve giderken sert bir virajda karşılaşıp birbirlerine >>> >selam >>> > >>vermek isterken çarpışarak ölmeleri.(konya) >>> > >> >>> > >>> >7.Nüfus sayımı nedeniyle kendisinden başka kimsenin bulunmadığı yolda >>> > >>(üstelik de otoban) sayım görevlisinin bariyerlere çarparak ölümü(tem otoyolu-gebze) >>> > >> >>> > >>> >8.Karabük demir-çelik fabrikasında 600 tonluk pres makinasının arasından >>> > >>emekleyerek geçen işçinin 2450 santigratlık >>> >fırından >>> > >>sigarasını yakmaya çalışırken can vermesi.(karabük) >>> > >> >>> > >>> >9.Tıraş olurken berberin rahatlatır diye boynu aniden sağa sola çevirme hareketi >>> > >>sonucu küt diye boynu kırılan müşterinin koltukta rahmetlik oluşu.(erzurum) >>> > >> >>> > >>> >10.Bir vatandaşın yatağındaki tahtakurusunu öldürmek için yaptığı >>> > >>ilaçlamadan sonra uykuya dakınca tahatakurularıyla birlikte zehirlenmesi.(bodrum-yalıkavak) >>> > >> >>> > >>> >11.Bir lunaparkta kafadar iki gecebekçisinin uçan sandalyeyi çalıştırıp >>> > >>binmeleri ve durduracak kimse olmayınca inemeyip sabaha kadar kusarak hayatlarını kaybetmeleri.(göztepe) >>> > >> >>> > >>> >12.Arkadaşlarıyla iddiaya tutuşup kafasıyla mermer bloku kırmaya çalışan >>> > >>medyatik karatecinin mermer yerine kafasını kırarak beyin travması >>> >sonucu >>> > >>ölmesi.(Istanbul-esenler) >>> >>>
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

Friendster images
|
Hakkımda
körler çarşısında ayna satma,sağırlar çarşısında gazel atma
td {myspace layouts
Kategoriler
 MySpace
Arkadaşlarım S. Valentine images
• sevgisepeti • hobilerimveben • fivefebruary • rapunzel • serpillce • peruze • bucan • iremnur32 • hayatsu • mehtapcaisler • oyaamma • yaren19 • illede • ilmekilmek • fidelya • ayvalikli • bizimisler • knitting • orguhazinem • orgusepeti • avsarkizi • guldefne • filizpamuk • ekke • bucanla • hulela
<
>
<< |